\begin{center} Bilişim Hukuku ve STK'lar Mustafa Akgül \\ akgul@bilkent.edu.tr \end{center} Bu sempozyum Baro, üniversite, ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile yapılıyor. Ama aslan payı daha çok bilişim hukuku üzerinde çalışan, ilgi ve heyacan duyan genç hukukçu arkadaşlarımızın çabalarında. Tüm emeği geçenlere, destek olan kurumlara teşekkür ederim. Bu tür işbirliklerini desteklemek, geliştirmek, kalıcı hale getirmeye çalışmalıyız. Türkiye'de İnternetin gelişmesine çeşitli sivil şapkalarla destek veren bir öğretim üyesi olarak, Bilişim ve İnternet hukuku konusunda bazı noktaları gündeme getirmek isterim. Dünya, başını internet ve bilişimin çektiği bir değişimi, sanayi devriminden çok daha köklü bir değişimin getirdiği sancılarını yaşıyor. Adına Bilgi Toplumu demeye çalıştığımız yeni bir toplum biçimine geçmenin arayışı içinde. Bu yönde ülkeler arası farklılıklar olsa da, ülkeleri aşan ve uluslarası örgütleri de kapsayan çok ciddi bir çaba söz konusu. Bu yeni toplum biçiminde; birey, beyinsel emek, entellektüel sermaye, bilgi, bilim, teknoloji, araştırma-geliştirmenin ve özellikle bilgi teknolojilerinin itici güç olduğunu biliyoruz. İnternet yaşamın tüm boyutlarını; çalışma, üretim, ticaret, iş yapma, eğlence, öğrenme, yönetim biçimlerini köklü olarak değiştirmektedir. İnternet kimsenin planlamadığı bir şekilde gelişmekte, yerleşmiş kurumları zorlamakta ve çözümü zor sorunlar üretmektedir. İnternet fikri haklar, bireysel haklar, vergi, gümrük, kimlik tespiti, spam, işlem kaydı gibi pek çok konuda çözümü kolay olmayan sorunlar ortaya çıkarmıştır. Tabir caizse, "Pandora'nın Kutusu" açılmıştır. İinternet teknolojileri kaygan, sürekli gelişen bir durumdadır. Dünya bu sorunların üzerine dikkatli, temkinli ve katılımcı bir şekilde gidiyor; kimse, acele ile alınmış kararlarla İnternetteki gelişmenin önünü kesmek istemiyor, çünkü bunun ülkelerinin gelişimine vereceği zararın hesabını veremeyeceklerini biliyorlar. Bu nedenle internet ve bilişime ilişkin düzenlemelerin çok dikkatle, katılımcı bir şekilde, teknoloji bağımsız ve asgari düzeyde yapılmalıdır. Uluslarası gelişmeleri gözününe alarak, onlarla işbirliği içinde, ama kendi ulusal çıkarlarımızı ve özel koşullarımızı gözününe alarak yapılmalıdır. Bunun çok katmanlı olması, self-regulasyon ve co-regulasyonu içermesi önemlidir. Bu kapsamda, yasal düzenlemelerin daha yavaş, üniversite, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşların katkı verebileceği, takvimi çok önceden ilan edilen bir süreçle yapılmasında büyük yarar görüyoruz. Sivil toplum kuruluşları olarak bunu talep ediyoruz. Biz TCK Bilişim suçları konusunda biz sivil toplum kuruluşları olarak bir çalışma yaptık. İlgili komisyona ilettik. Bunun takipçisi olacağız. Benzeri bir çalışmayı CMUK için yapacağız. İlgili tüm taraflardan, bu arada içerik ve erişim sağlayıcılarından, tüketici örgütlerden, tabii barolardan ve universitelerden katkı bekliyoruz. Self-regülasyon ve co-regülasyon henüz ülkenin gündemine giremedi. Şu anda fazla aktif olamayan, İnternet Kurulunda bu yönde 2 konu gündeme geldi. Bunları rapor etmek ve yardım çagrısında bulunmak istiyorum. Bildiğiniz gibi, İnternet Kurulu 1998'de Necdet menzir'in Ulaştırma Bakanlığı zamanında kuruldu. İnternete ilgili kamu, özel sektör ve sivil toplum yaklaşık eşit ağırlıkta olduğu, internetin sorunlarına çözüm arandığı bir platform olarak düşünüldü. Başında İntenet Üst Kurulu olarak kuruludu, ama sanılanın aksine amacı İnterneti denetlemek, zapturapt altına almak değil, İnternetin önünü açmak amacıyla oluşturulmuş, bu yönde çaba harcamış yarı-sivil bir yapı. En başlarda, bakanın sürekli katıldığı, katılım açısından benzeri olmayan bir yapı. Gündeme gelen konulardan biri İnternet Yayınclığı, öteki ise çocuklara yönelik "zararlı içerik" idi. İnternet Yayıncılığı yapan konusunda ortaya çıkan fikri haklar sorunu hakkında bir "Etik Bildirgesi" yayınladık. Sürekli çalışabilecek bir etik çalışma grubu kuralım dedik, ilgili basın ve hukuk gruplarından yeteri desteği alamadık. Belki yeteri kadar takipçi olamadık. "Satanist" olayları nedeniyle bir intihar eyleminden sonra, insan hayatını için tehlikeli webler için bir co-regulasyon önerisi geliştirdik ve "Zararlı İçerik Bildirgesi" yayınladık. Bazı arkadaşlardan, bu "sansürcülüktür" tepkisi aldık. Bizim amacımız, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bir co-regulasyon yada self-regulasyon mekanizmasını kurmakta. İnternet Servis Sağlayıcılarından, Tüketici Örgütleriden ve hukuk çevrelerinden destek bekliyoruz. İnternet ve Bilişim konusunda yasal düzenlemelerin çok çabuk eskimesi söz konusu. Alman e-imza yasası 3 defa değişti. Bu nedenle bunların sürekli gözden geçmesinde yarar var. Bu kapsamda, İletişim Şurasında aldığımız, periodik olarak toplanan katılımcı bir değerlendirme konferansını tekrar gündeme getirmek istiyorum. E-devlet uygulamaları uzunca bir dönemdir gündemimizde. Bunların planlama aşamasından itibaren, sivil toplumun, uzman hukukçuların, tüketici örgütlerinin periodik gözden geçirme toplantılarına katılmasında yarar var. UYAP'ın tasarım aşamasında, ilgili hukuk kuruluşları, birey olarak avukatlar ve yurttaşlardan görüş alınması gerekirdi. Ben tüm e-devlet ve e-türkiye projelerinin masaya yatırılıp tartışılacağı, yıllık e-türkiye konferansları öneriyorum uzunca bir dönemdir. İnternet ve Bilşimin yaşamı bu derece etkilemesi Hukuk fakülteleriiçin 2 konuyu gündeme getirdi: temel bilişim eğitimi ve bilişim hukuku araştırmaları. Üniversiteye giren her öğrencinin, konusundan bağımsız olarak bilişim teknolojilerini etkin kullanabilecek kadar bilişim eğitimi alması gerekir. Bilişim Hukuku davalarını anlıyabilmleri için, en azından bazılarının, bunun ötesinde, kavramsal düzeyde olsa bilişimi öğrenmeleri gerekir. Bu Bilişim Hukukuna giriş derlerinde yapılabilir. Bu dersler seçmeli olabilir. Bilişim Hukuku konusunda araştırma merkezleri ve bu konularda çalışan uzmanların yetişmesi de gene üzerinde önemle durulması gereken bir konu. Bilişim konusunda mevcut hakim, savcı ve avukatları eğitmek zorundayız. Bir yandan temel bilişim ve intenret eğitimini vermek zorundayız. Bu işlerini daha iyi yapabilsinler, dünya ile daha iyi iletişim kurabilsinler diye. UYAP için de gerekli. Öte yandan, bilişim hukuku konusunu bilen hakim, savcı ve avukatlara da gereksinimiz var. Bugunkü haliyle, ihtisas mahkemleri çözüm değil ama uzmanlaşmış mahkemeleri oluşturmak zorundayız. Son olarak, Internetin ortaya çıkardığı yeni kavram olan Alan Adı (DNS) üzerinde bir kaç söz söylemek istiyorum. Alan adı kendine özgü yeni bir kavram. Marka, ve fikri haklarla bağlantılı, ama onların sınırlarını aşan bir kavram. Dünya, tam ne yapacağını bilmiyor. Alan adı nedir yanında, alan adı kimin sorusu var? Hasbelkader, alan adı yöneten şirketin/kurumun istediği gibi alıp satabileceğibir şey mi? Hava gibi, herkesin ihtiyacı kadar kullanabileceği, biraz sınırlı ama genişleyebilen bir uzay mı? Kapatıp, arsa gibi değerlendirebileceğiniz bir yatırım aracı mı? Yoksa ihtiyacınız kadar kullanma hakkınız olan, bazı şeylerin doğal hakkı olduğu hepimizin ortak malı ? Bunların doğal, tek bir cevabı yok. .TR içinse Türkiye olarak tam yetkiliyiz. Hukuk'un temel ilkelerine uyduğumuz sürece, istediğimizi yapabiliriz. Burada marka ve firma hakları ile bireylerin/girişimcilerin yaratıcık hakları arasında; hakların korunması ile kolaylık arasında bir denge kurulmak zorunda. Bu dengeyi nasıl kurarız? İnternet Kurulu altında çalışan DNS Çalışma Grubu, Türkiye'de alan adı politikalarını belirlemeye çalışıyor. ÇG, katılımcı bir şekilde kuruldu, çalışma ilkeleri kamuoyunda tartışıldı. İçinde İSS'ler, Baro, Patent Enstitüsü, TOBB, TBD, Ulakbim, YÖK, Kamu ve İnternet Kurulu adına da ben varım. Biz, Türkiye kamuyonun kararlarına/tercihlerine uyma tahhüdü verdik. Bunu nasıl belirleriz, onu konuşmamız lazım. DNS ÇG'nin yapması gereken bir başka konu: Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması kurulmasıdır. Bu konuda sizlerin katkılarına açıgız. İnternet ve Bilişim çok hızlı değişen, ve hala kaygan bir yapıda olan ve gelişen konular. Bizlerin, uzman hukukçular, Universiteler, barolar, bilişim kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları olarak konuların süreki takipçisi olmaız gerekir. Bakanlık, TBMM ve Adliye teşkilatı ile diyalog içinde olmamız gerekir.